Bir Mart sabahı bir danışmanlık şirketinin ders anlatmaya en hevesli ama bir o kadar da sıkıcı eğitmeniyle geçti. O kadar sıkılmışız ki, dersten hemen sonra herkes odasında bir süre tavanı izlemiş.
(Yatağa sırtüstü yatıyorsun. Vücudunun her bir noktasını yatağa bırakıyorsun. Yatak seni içine çekiyor resmen. Düşüncelere dalıyorsun, hiç konuşmuyorsun. Çünkü konuşursan eğitimciye, eğitime, bankaya, sisteme,... verip veriştireceksin. En iyisi sadece dinlen. Sonra göz kapakların ağırlaşıyor, sanki dünya küçülüyor? Saat 19.00 da oda arkadaşının telaşlı sesiyle gözlerini açıyorsun! Ben kimim? Neredeyim? Bu kim?... gibi saçmalamalardan sonra kendine geliyorsun ve farkediyorsun ki çok acıkmışsın.)
Sıradan akşam yemeği yedik. Arada şen kahkahalarımızla süsledik yemeği o kadar. Kafeteryaya çıkıp orada yapılacak tüm aktivitelerin de üstesinden geldik. Masa tenisi, bilardo, tavla oynamak, iki lafın belini kırmak gibi şeyler… Çok ciddi bir kağıt oyunu sırasında telefonum deli gibi çalmaya başladı. Ceyda, şubeden bir arkadaş, ardından da Çelik aradı. Çelik, tayinimin çıktığını, farklı bir şubeye gideceğini, bölgeden çağırırlarsa kesinlikle yetkimi almak istediğimi söylememi, bunun çok güzel bir haber olduğunu, biraz burukluk duysa da benim adıma çok sevindiğini söyledi. Ben zaten o saatten sonra Leyla gibi oldum. Hangi masaya otursam? Batağa devam etsem mi? Enerjimi masa tenisinde yeni öğrendiğim keserek atışlar yaparak mı, yoksa lapa lapa yağan karın altına atlayıp haykırarak mı atsam?! Bekir ile yakınlardaki tek alışveriş yapabileceğimiz yere, büfeye uğramanın en doğru karar olduğu kanısına vardık ve Eğitim Gençliği tam kadro büfeden deli gibi yiyecek ve içecek alışverişi yaptık. Zaten Elif de telaşlı bir kız. Benim aldığım habere benden daha çok kafa yorduğundan olsa gerek içine oturan öküzün anca birkaç çikolata yemek ve üzerine muzlu süt içmekle gideceğini ve rahatlayacağını söyledi. Hepimiz çok şaşırdık ama engel olmadık! Kilosuna fazlasıyla dikkat eden arkadaşımızın bu hevesini kırmadık.
Aldığımız cips, kola, çerez, bir sürü çikolata, muzlu süt ile torba içine torba koyarak akademiye geri döndük. Çalışma odası olarak kullanılan, bunun için de kenarlarda dizilmiş sandalyeler ve masalar dışında hiçbir şeyi olmayan bir salonda tam kadro muhabbete başladık. Murat, Bekir ve Elif’ in olduğu yerde gülmeyeceğiz de ne yapacağız? Müzikler çalıp oynuyorduk kiiii...
Öyle böyle, muhabbet Elif’ in yazın yapacağı düğüne, bizim gidip gidemeyeceğimize geldi. Sonra Elif gayet mantıksız bir şekilde "Hadi bana kına gecesi yapın." dedi. 8 Mart Kadınlar Günü, bizim delikanlı gençlerin bizi (aslında Elif' i) kırmak istememesi, e biraz da yapacak şeylerin kısıtlı olduğu bir yerde olmamızın etkisi herhalde, kabul ettik! Ne olduysa ondan sonra oldu zaten! Elif’ i bir sandalyeye oturtup başına bir şal örttük! Etrafında "Yüksek yüksek tepelere... " türküsüyle dönmeye başladık! Cemil kaynana, Bekir de nereden bulduğunu bilmediğimiz bir fuları boynuna bağlamış Elif’ in en samimi arkadaşı rolleriyle gayet şenlikle oynuyorlar! Sıra kına yakmaya gelince (kıvrak zekamla !) Elif’ in avcunun içine diş macunu sürdük, Üzerine 50 kuruş koyup peçeteyle sardık ve eline eldiven geçirdik! Sonra da bizim oranın adetlerinden biri; sandalyede oturan Elif’ i, yani gelini havaya kaldırıp biraz salladık! Tüm bunları kameraya çektik! Sadece biz izleyecektik! Birbirimize söz verdik! Çünkü yaş ortalamamız bunu ayıplayacak düzeydeydi!
Düşünükçe pişmanlık duyacak kadar yoğun duygular kaplıyor içimi ama son derece eğlendiğimi de inkar edemem. :D
(Yatağa sırtüstü yatıyorsun. Vücudunun her bir noktasını yatağa bırakıyorsun. Yatak seni içine çekiyor resmen. Düşüncelere dalıyorsun, hiç konuşmuyorsun. Çünkü konuşursan eğitimciye, eğitime, bankaya, sisteme,... verip veriştireceksin. En iyisi sadece dinlen. Sonra göz kapakların ağırlaşıyor, sanki dünya küçülüyor? Saat 19.00 da oda arkadaşının telaşlı sesiyle gözlerini açıyorsun! Ben kimim? Neredeyim? Bu kim?... gibi saçmalamalardan sonra kendine geliyorsun ve farkediyorsun ki çok acıkmışsın.)
Sıradan akşam yemeği yedik. Arada şen kahkahalarımızla süsledik yemeği o kadar. Kafeteryaya çıkıp orada yapılacak tüm aktivitelerin de üstesinden geldik. Masa tenisi, bilardo, tavla oynamak, iki lafın belini kırmak gibi şeyler… Çok ciddi bir kağıt oyunu sırasında telefonum deli gibi çalmaya başladı. Ceyda, şubeden bir arkadaş, ardından da Çelik aradı. Çelik, tayinimin çıktığını, farklı bir şubeye gideceğini, bölgeden çağırırlarsa kesinlikle yetkimi almak istediğimi söylememi, bunun çok güzel bir haber olduğunu, biraz burukluk duysa da benim adıma çok sevindiğini söyledi. Ben zaten o saatten sonra Leyla gibi oldum. Hangi masaya otursam? Batağa devam etsem mi? Enerjimi masa tenisinde yeni öğrendiğim keserek atışlar yaparak mı, yoksa lapa lapa yağan karın altına atlayıp haykırarak mı atsam?! Bekir ile yakınlardaki tek alışveriş yapabileceğimiz yere, büfeye uğramanın en doğru karar olduğu kanısına vardık ve Eğitim Gençliği tam kadro büfeden deli gibi yiyecek ve içecek alışverişi yaptık. Zaten Elif de telaşlı bir kız. Benim aldığım habere benden daha çok kafa yorduğundan olsa gerek içine oturan öküzün anca birkaç çikolata yemek ve üzerine muzlu süt içmekle gideceğini ve rahatlayacağını söyledi. Hepimiz çok şaşırdık ama engel olmadık! Kilosuna fazlasıyla dikkat eden arkadaşımızın bu hevesini kırmadık.
Aldığımız cips, kola, çerez, bir sürü çikolata, muzlu süt ile torba içine torba koyarak akademiye geri döndük. Çalışma odası olarak kullanılan, bunun için de kenarlarda dizilmiş sandalyeler ve masalar dışında hiçbir şeyi olmayan bir salonda tam kadro muhabbete başladık. Murat, Bekir ve Elif’ in olduğu yerde gülmeyeceğiz de ne yapacağız? Müzikler çalıp oynuyorduk kiiii...
Öyle böyle, muhabbet Elif’ in yazın yapacağı düğüne, bizim gidip gidemeyeceğimize geldi. Sonra Elif gayet mantıksız bir şekilde "Hadi bana kına gecesi yapın." dedi. 8 Mart Kadınlar Günü, bizim delikanlı gençlerin bizi (aslında Elif' i) kırmak istememesi, e biraz da yapacak şeylerin kısıtlı olduğu bir yerde olmamızın etkisi herhalde, kabul ettik! Ne olduysa ondan sonra oldu zaten! Elif’ i bir sandalyeye oturtup başına bir şal örttük! Etrafında "Yüksek yüksek tepelere... " türküsüyle dönmeye başladık! Cemil kaynana, Bekir de nereden bulduğunu bilmediğimiz bir fuları boynuna bağlamış Elif’ in en samimi arkadaşı rolleriyle gayet şenlikle oynuyorlar! Sıra kına yakmaya gelince (kıvrak zekamla !) Elif’ in avcunun içine diş macunu sürdük, Üzerine 50 kuruş koyup peçeteyle sardık ve eline eldiven geçirdik! Sonra da bizim oranın adetlerinden biri; sandalyede oturan Elif’ i, yani gelini havaya kaldırıp biraz salladık! Tüm bunları kameraya çektik! Sadece biz izleyecektik! Birbirimize söz verdik! Çünkü yaş ortalamamız bunu ayıplayacak düzeydeydi!
Düşünükçe pişmanlık duyacak kadar yoğun duygular kaplıyor içimi ama son derece eğlendiğimi de inkar edemem. :D
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder