Sabahın çok erken saati kahvaltıdan sonra sahile doğru yürüdüm. Bahçeden kumsala çıkan demir kapının önünde deniz havasını içime çekerken güzel mi güzel bir pekinez yanıma yaklaştı. Nefes nefese kalmış hayvancağız. Etrafıma baktım, sahibi olabilecek kimseyi göremedim. Sanki oyun oynamak istiyormuş gibi heyecanla kuyruğunu sallıyordu. Eğilip sıcacık vücudunu sevdim, kafasını ellerimin arasına alıp bir güzel kaşıdım. Sanki dile gelse bir şey anlatacak gibiydi. Saçmaladığımı düşünüp onun bir köpek olduğuna, kafasından benimkisi gibi düşüncelerin geçme ihtimalinin olmadığına kendimi inandırmaya çalıştım. Yok yahu... Yapamadım! Bana anlatmak istediği neydi bilmiyorum ama benim kimseye anlatamadığım çok şey vardı. Ayağa kalktım, kumsala doğru yürüdüm. Baktım arkamdan geliyor küçük pekinez. Kumda benim kırk numara ayakkabılarım ve onun küçük patilarinin izleri, yanyana yürümeye başladık. O deniz tarafında yürüyordu. Başladım anlatmaya. Kaç defa kumda bıraktığımız izlerin üzerinden geçtik bilmiyorum ama yarım saat yürümüşüz. Bir ara yanımda göremedim. Arkama döndüm, taşları eşelerken buldum onu. Zavallı hayvan yoruldu herhalde diye düşündüm. Yanına gidip yumuşacık tüyleri arasında gezdirdim ellerimi yine. Bir deniz kabuğu bulmuş, onu kokluyormuş meğer. "Ne kadar güzel bir deniz kabuğu o sevgili Pekinez..." deyip kabuğu elime aldım. Baktım ki içinde bir şey yazıyor;
"Teşekkürler"
Yüzümde hafif bir gülümseme ve gözlerimde şaşkın bakışlarla kafamı kaldırdım. Pekinez gitmişti...
"Teşekkürler"
Yüzümde hafif bir gülümseme ve gözlerimde şaşkın bakışlarla kafamı kaldırdım. Pekinez gitmişti...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder