Arşiv

5 Ocak 2013 Cumartesi

Nasıl anlatsam?

Hani çok yazmak istersin... Kafandan bir çok şey geçer ama onları bir boncuk gibi sıraya dizemezsin. İşte öyle hissediyorum kendimi. Çok yazmak istiyorum, uzun uzun anlatmak. Seni yazının sonuna kadar hayallere sürüklemek istiyorum. Mesela;

Uyur uyanık bir halde koltuğun üzerinde sızmışım. Nasıl başladığını bilmiyorum bu keyfin? Hatırlamıyorum... Üzerime üşümeyeyim diye örtülen battaniyeden açıkta kalan omuzlarım biraz buz kesmiş. Vücudumu koltuğa iyice yapıştırıyorum, bir güzel kıvrılıyorum. O sırada koltuktan çıkan sesler...

Hakikaten bu hikayeye devam etmek için çok yanlış zaman!

3 Ocak 2013 Perşembe

Engel Olanın Engeli Bol Olsun

Kitaba ulaşmamın çok zor olduğu bir dönemdi benim okumayı öğrendiğim zamanlar... Çalıbükü Köyü' ne bir arabanın arkasına doldurduğu kitapları satmak için dağ bayır gezen abiden annemle babam dünya klasiklerini almışlardı kendilerine... O kadar çok ağlamıştım ki bana da alınsın diye. Sonra elime kocaman ve ağır bir çanta verdiler, sen arandın der gibi. İçinde on iki tane renkli resimli kitaplar vardı. Dünya klasiklerinin basitleştirilmiş, çocuklar için hazırlanmış on iki kitabı...
Okumanın kıymetini, ön yargısız her tür kitabı okuyarak kendini ve fikirlerini şekillendirmenin önemini hala anlayamayan, saçma takıntıları ile bu ülkeyi yönetmeye çalışan insanların varlığını anlayamıyorum...

Püff! Saçma...

19 Aralık 2012 Çarşamba

GALATA

Önce resmini çekeceksin. Uzuuun uzuun bakacaksın resme. Bir şeyler hissedeceksin; evet evet hissedeceksin... Belki hüzün, belki tıka basa bir sevinç. Ne bileyim? Belki de bir boşluk?
Çok da hüzünlü olmamak gerekir aslında. Mesela ben... Galata Kulesi' ni gördüğümde peluş oyuncağını bulmuş bir çocuk gibi hissediyorum. Boynuna sıkı sıkı sarılmak istiyorum. Ehe :D çok komik... Heyt be Galata Kulesi, seviyorum seni...

8 Aralık 2012 Cumartesi

The Second One

Hani ilkini hatırlarsın. Sonra bir bakarsın üçüncü olmuş. Dört, beş.. diye gider. Ama ikinciyi hiç hatırlayamazsın. O milattır senin için... Ondan önce ve ondan sonra (OÖ ve OS :D) Komik... Kafan güzel olur. Dünya güzel olur. Her şey güzel... Ben şimdi güzelim ve herkesi öperim...

29 Aralık 2011 Perşembe

Muhteşem Asır

Bu saate kadar sanki hiiiç işim gücüm yokmuş gibi oturdum Muhteşem Yüzyıl' ı izliyorum. Çevrilen entrikalar mıdır izlemekten zevk aldığım, yoksa küçüklükten beri çok beğendiğim kocaman kabarık etekli kıyafetlere olan özenim mi? Yoksa tarih mi?
Neyse işte sonuçta yaklaşık üç saatimi harcadım bu dizi için.
Hürrem Sultan... Hünkara körü körüne aşık, koskoca Kanuni Sultan Süleyman' ı da kendine aşık etmiş. Korkutucu bir hatun aynı zamanda. Aşktan ötürü gözü o kadar kör ki, bu hırsı her kötülüğü yaptırıyor kendisine. Hatta Süleyman' ı reddetme gücü bile veriyor. Zamanında yaptığı kötülükler mi denir bilinmez, hırsı, aşkı sebebiyle pek de sevilmiyor haremde.
Valide Sultan... Otorite... O kadar büyük bir otorite ki karikatürünü bile çizmeye cesaret edememişler. Harem' in tek hükümdarı... Zamanın cariyesi olduğundan herhalde,  o da seviyor entrikayı. Ama o kadar güçlü ki, hatalarını kimse görmüyor, görse de görmemiş gibi davranıyor, yanlışları örtbas ediliyor. Hayatın sillesini yemiş, cariyeyken o da acı çekmiş, I. Selim' e (Yavuz Sultan Selim) paşalar gibi bir bir erkek evlat vermiş ve oturmuş "Validelik" tahtına. Yeterinde olgun, yeterince sinci ve yeteri kadar akıllı...
Mahidevran Sultan... Zamanın gözde cariyesi... Süleyman ile dillere destan bir aşkları varmış. Çok güzel olan bu hatun da padişahına bir şehzade vermiş. Varlığı yokluğu Şehzade Mustafa olmuş. Hürrem Sultan' ın zekası ve kurnazlığı onun gözden düşmesine sebep olmuş. Ne yaptıysa duygusal kişiliğinden kopamamış, yarışamamış. Kendisini sadece oğluna vermiş, sırtını da Validesine dayamış. Tüm harem tarafından çok seviliyor, fakat bu sevgi onu Hürrem' den korumaya yetmiyor. Güçsüz ve fazla duygusal...
Daye Hatun... Valide Sultan' ın sağ kolu... Valide Sultan' a fazlasıyla sadık bu karakter o kadar ketum ki, bırakın ağzından laf almayı gözleri bile hissettiklerini saklıyor. Daima dik ve kararlı bir duruşu var. Koskoca haremin tertibi ondan soruluyor ve hareme hükmeden otoritesi onu daha güçlü kılıyor. Fakat onun zayıflıkları var. Valide Sultan' a sırtını dayamış, elindeki asa aslında onun sultanı olmuş.
Hatice Sultan... Kanuni' nin biricik kardeşi... İbrahim Paşa' ya aşkından hasta olup yataklara düşmüş. Öyle böyle derken saray bu karşılıklı aşkı öğrenmiş ve  İbrahim ile Hatice Sultan evlendirilmiş. Çok mutlu olacaklarını düşünürken  beni de, diğer tutkun izleyicilerini de hayal kırıklığına uğratmış. SAnki tüm acılar Hatice Sultan için varmış, hayat ona hep acı yüzünü göstermiş gibi. Bir türlü mutlu olamıyor hatun! Mütemadiyen çektiği acılardan mıdır bilinmez kimi sevdiği, sarayda kimi kolladığı -ki herkesin bir kolladığı ve herkesi bir kollayan illa ki mevcut, belli değil. Amaaaan yazık yahu, biraz da mutlu olsun kızcağız.
Ama Nigar Kalfa... Bazen Hatice Sultan' ın sağ kolu, bazen de harem ağası oldu dizide. Çok zeki, kıvrak zekalı bir hatun bu Nigar Kalfa. Haremin karmaşası ve sıkıntıları içinde daima tansiyonu düşürmeyi başarmış. Padişah, Valide Sultan, Hürrem Sultan, Mahidevran Sultan, Daye Hatun ve daha nice saray halkının yanlışlarını örtbas etmiş, sadakatine her zaman güvenilmiş, neredeyse sarayda dönen tüm oyunlardan haberdar olmuş. Ama bunları diğerleri gibi şantaj unsuru olarak kullanmamış. Saray hayatı bu kadar dürüst olmayı kaldıramadığında bazen de haksız yere suçlanmış hatta. Her daim güçlü, hırsı olmayan, başını belaya sokmaktan kaçınan biriymiş. İbrahim Paşa' ya duyduğu sonsuz aşkı içinde büyütüp bunun bir hastalık olduğu ve ona ruhuyla tam olarak bağlandığını farkettiği zaman tüm gücünü yitirmiş. Çil çil altın ve makam peşinde koşmamış. Lise zamanlarımda bir arkadaşım bir keresinde "aklı gözüne" inmek diye bir tabir kullanmıştı. İşte Nigar Kalfa' nın da aklı gözüne inmiş, sayın seyirciler. O kadar akıllı bir kadın ki, istediği şekilde görüyor etrafı. Bu şekilde de istediği gibi yönetiyor çevresini.

Peki ben kim olmak isterdim? Yakında tahra oturacak Hürrem mi? Tam otoriteyi temsil eden Valide mi? Güzeller güzel Mahidevran mı? Sevdiği adamla evlense de hala mutlu olmayı başaramayan biricik kardeş Hatice mi? Kendisine tam güven duyulan Daye mi?... Ben Nigar kalfa olmak isterdim. Koca sarayda asıl olayın olduğu mekan olan haremin kalfası, hizmetinde kusur etmeyen Nigar. Kendini her türlü zorluktan kurtarmayı başaran zeki Nigar...
Giyerdim kabarık etekli elbisemi, salına salına gezerdim sarayın ihtişamlı koridorlarında. Harem benden sorulurdu. PEH!

6 Aralık 2011 Salı

BEN

Ben doğduğumda karaaaaa kuruuu biz şeymişim. O zaman da kocaman bir ağzım ve uzun mu uzun el parmaklarım varmış. Daha yirmi günlükken annem ve babam ,beni çok beğeniyorlar ya, halamlara elbise diktirip stüdyoya fotoğraf çekilmeye götürmüşler. Annem güzel kadındır, hatta enteldir. Babam da kalın bıyıklı, yakışıklı bir adam. Onların da fare gibi bir kızı... :)))))))
Sonradan sararmışım, saçlarım bir güzel uzamış. Keşke hep o halimle kalsaymışım. :)

Sürekli ağlayan, telefonla görüşmekten korkan, görüşse bile telefonun yanına konan bir çift ayakkabıyı karşı tarafın gördüğünü zannedip de "güzel mi?" diye soran... :)

Sanat insan içindir

Dry Brush denilen bir teknikle annem tarafından çizilen bir resim. Ellerine sağlık anneciğim... :D