Arşiv

30 Ocak 2014 Perşembe

Uzun Lafın Kısası

Arkadaş,
Lafı uzatmayacaksın, gereksiz muhabbete sarmayacaksın, kısa keseceksin.
Keseceksin ki, karşındakini bunaltmasın, yormayasın.
Yormayacaksın ki, insanlar seni dinlemekten zevk alsın, yine gelsin.
Yine gelsin ki, değerin artsın, önemsendiğini hisset.
Nerden çıktı şimdi bu diye soracaksın, değil mi? Sor tabi. Sor ki, ben de bugünün acısını çıkarırcasına anlatayım sana derdimi.
Bir toplaşma olur. İki taraf var toplantıda. Biri işi üreten taraf, diğeri de takip eden veya destekleyen taraf. Herkes belirlenen saatte, belirlenen mekanda hazır ve nazırdır. Oturum açılır. Aslında konuşulacaklar bellidir. Çünkü yapılan iş ve verilen hedefler, hatta hedeflerin ne kadarının gerçekleştiği ortadadır ve bir taraf bu hedeflerin hesabını verecekken diğer taraf da hesabını soracaktır. İşler teker teker ele alınır. Ben miyim çok fazla düzen meraklısı yoksa insanlar mı bana göre çok dağınık çözemedim de. Neyse bir sırada düzenle konuşulması gerekir. Birinci madde, ikinci madde, üçüncü madde derken bir bakarsın hooopp kendini yine birinci maddede bulmuşsun! Demek ki eksik konuşulmuş, yani üzerinde fazlasıyla durulmamış? Devam eder; dördüncü madde, beşinci madde hooop, yedinci madde... Sanırım toplaşmaya başkanlık eden kişi biraz heyecanlanmış ya da, ne bileyim, belki de altıncı madde daha sonra da değinilebilecek kadar önemsiz? Oturum devam eder; 4 üncü, 7 nci, 2 nci, 1, 8, 7, 3,... Bi dakka bi dakka ya?! Noooluyo? Dingonun ağırı mı burası afedersiniz? Böyle giderse bu iş biter mi? Hadi maddeler düzensizce sorgulanıyor diye laf etmeyeyim de, araya başka mevzuları sokmanın bir alemi var mı? Neyden bahsediyorduk, nereye geldik? Nereye gidiyoruz hatta? Gel de toparla şimdi!
İçim daralıyor, bir ateş basıyor. Yanaklarımda hissediyorum ilk olarak. Eminim kıpkırmızı olmuşlardır. Sonra boynuma doğru iniyor o hararet. Gömleğimin yakasını biraz ferahlamak adına sallıyorum. Ne menem bir sıkıntıysa artık, ağrısı kalbime vuruyor. Nabzım yükseliyor... Bunun da etkisiyle sağ gözüm seyirmeye başlıyor. Sağ elimin parmak uçlarıyla göz kapağımın üzerine, makyajımı dağıtmayacak şekilde, biraz baskı yapıyorum. O sıkıntı topu bedenimin içinde gezinmeye devam ediyor tabi. Mideme uğruyor, oraya bir kramp giriyor, hafif öne doğru eğiliyorum. Sonra sol bacağım sanki benim değilmiş gibi uyuşmaya ve anlamsız bir şekilde sallanmaya başlıyor. Sol elimle de dizimi tutuyorum ki kontrolümden çıkmış şu uzuvumu durdurabileyim. Bu şekilde, sağ gözüm hafif kısık, öne doğru eğilmiş, sol bacağımdaki çılgın titreme, bunların bana verdiği sinir harbiyle ellerimin üzerindeki ve boynumdaki damarların şişmesi... Takındığım sevimli gülümsemenin samimiyetten uzaklaşması...
Uzatma lafı!!! İçimdeki canavara bir huzur ver!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder